1.536 Okundu

usta ve üstat (2)

4.

gençler

hangi insan hangi genç var ki

kendisinde olsun bir istidat bir tohum

ve ekilmeye müsait bir toprak

edep ihlas arzu ve sabır

girsin mesela

bir üstat necip fazıl’ın ruh ve fikir atölyesine

oradan bütün kıvamıyla bir dava eri çıkmasın

bir dava eri ki

iman küfür davasında

serhattan serhada koşmasın

……..

muhal

 

yahut

var ise toprağında fikir sanat edebiyat şiir tiyatro sinema

tarih ve felsefe

tasavvuf irfan ve hikmet

siyaset iktisat ve içtimaiyat

hülasa madde ve mana dünyasına ait tohumlar

onun ikliminde çatlamasın yeşermesin

gün yüzüne çıkmasın boy atmasın

çiçek açıp meyve vermesin

……..

muhal

 

5.

ya da bir üstat sezai karakoç’un mesela

onun buram buram saffet aşk fikir ve iman rayihası esen gülistanına

o insan o genç girsin de

başı dönmesin

bir leyla bir mecnun olmasın

bir istasyon durağında

‘hafif ve sarı’ lambaların altında

inilti inilti aşk şarkıları terennüm etmesin

……..

muhal

 

‘hızırla kırk saatin meclisinde

edep ihlas ve açık bir şuur ile

diz çöksün kulak ve kalp kesilsin o genç o insan

o tılsımlı o esrarengiz o buğulu o şekilsiz o kabuksuz sözlere

o söylenmemiş gibi söylenen sözlere

bir rüzgar uğulduyor bir dere çağıldıyor bir dağ ürperiyor

bir annenin yüreğinde bir ocak tutuşuyor misali söylenen sözlere

bir meclis ki peygamberlerden oluşur

bir meclis ki peygamberler hızır lisanınca konuşur

şeyh’i ekber’in ‘fusûsu’l-hikemince

gaybın gergefinde sırlar dokunurken ince ince

varsın da o sırlardan nasibini almasın

……..

muhal

 

ya o diriliş mektebi

o tarih ve medeniyet atölyesi

o sanat akademisi

o iktisat ve siyaset fakültesi

tek çatı altında tek kalbe bağlı

damarlarında iman ve saffet iksiri akan

semasında diriliş muştusu yankılanan

en kadim zamanların bilgi ve hikmetinin

damıtıla damıtıla iksire şiire dönüştüğü

o diriliş mektebi

hangi gençtir o

edep ihlas ve açık bir şuur ile

girsin mezun olsun o mektepten

ilimlerin hakikatı sanatın hasıyla tanışmasın

bir dava bir şuur aydınlık bir mefkure sahibi

bir diriliş eri bir ahlak ve iman nümûnesi olmasın

……..

muhal

 

6.

yahut o büyük üstat dostoyevski’nin o kozmik dünyasına

o yaşadıkları yazdıklarından daha gerçek daha derin daha çileli ve daha ızdıraplı olanın

o kaderin kendisini sürekli dirim ile ölüm çizgisinde tuttuğu o

o hayatının bir çok anında ölüm ile dirimi açık bir şuur ile aynı anda yaşayanın

o zamanın sert esen inkar ve zındıklık rüzgarlarına karşı adeta o rüzgarları kalemine dolayıp hallaç pamuğu gibi savuran büyük maneviyatçının

o shakespeareden sonra en büyük insan sarrafı

o insan ruhunun en derin en girift dehlizlerine dalan en karmaşık labirentlerinde gezinen

his duygu davranış karekter fikir ve niyetlerin oluştuğu o ruh katmanlarında o alaşımların gerçek kimyasını çözen ve açığa çıkaran

o ruh dalgıcının o ruh kimyacısının

o vicdan mefhumunu en saf en hakiki en temiz en berrak haliyle adeta tellerine dokunurcasına nasıl seda verdiğini ve gerçek titreşimlerinin insan ruhunda ne tür inkılaplara yol açtığını gösterenin

o mücerret insanın en saf en temiz en has duygularını hırs kin şehvet ihtiras günah gibi kir pas ve küllerin altından çıkarıp parlatarak insanlığa yeniden hatırlatanın

o kendi çağının en karmaşık fikir problemlerini en ruhi ve psikolojik buhranlarını

inkarcılığı şüpheciliği nihilizmi maddeciliği romantizmi hazcılığı

bir hekim bir filozof bir sanatçı ustalığıyla ele alarak romanlaştırdığı vakıa laboratuvarlarında yarattığı müstesna karekterler üzerinden derinlemesine analiz edenin

o ki budala’da saffeti dürüstlüğü merhameti ahlakı nezaketi zevk ve ince ruhluluğu pür sevgi ve aşkı damıtıp şahsında toplayarak yarattığı ‘prens mişkin’ karakteri ile modern dünyanın sahtekar hilekar yalancı menfaatçı düzenbaz merhametsiz kaba nezaketsiz ve zevksiz insan tipine cevap verenin

o ki ‘suç ve ceza’da yarattığı ‘raskolnikov’ karakterinde adalet ve vicdan duygusunu billurlaştırarak insan olmanın ne demek olduğunu gerçek bir vicdanın insanı ta can evinden nasıl sarstığını ruhunda nasıl depremler yarattığını ve adeta ona nasıl kanlı terler döktürdüğünü göstererek vicdanlarını yitirmiş insanlığa adalet ve vicdan dersi verenin

o ki ‘karamazof kardeşler’de yarattığı üç ana karakter -dimitri ivan alyoşa- ile çağının üç fikir cereyanının her birini bir karakterde temsil ederek insanlığın varoluş problemini bütün gerçekliği ile tartışan ve kendisinin tarafı olduğu din ve ahlakın en güçlü mesajlarını bir din adamı olan ‘staretz zosima’nın -ermiş/dede zosima- ağzından bir manifesto niteliğinde seküler laik maddeci nihilist ve inkarcı anlayışın karşısına dikenin

-ki o üç karakterden dimitri bedeni yani hazcılığı ivan aklı yani nihilizmi alyoşa ise ruhu yani doğuştan ahlaklı ve temiz olmayı temsil ediyordu-

 

hülasa

o büyük dâhinin o kozmik dünyasına o ruh ve fikir atölyesine

girsin de bir insan bir genç

dehşetler içerisinde kalmasın kalbi vicdanı titremesin

o ağır tonajlı fikir ve kavramların altında ecel terleri dökmesin

o yüksek gerilimli ruh ve akıl dehlizlerinde gezinirken

o derin ve karanlık okyanuslarda o yılanların çıyanların o vahşi köpek balıklarının arasında inci avına çıkarken

o koyu günahların o vahşi ihtirasların o korkunç niyet ve fikirlerin o amansız tutkuların semtinde dolaşırken tansiyonu fırlamasın nefesi kesilmesin kalbi çarpıp çarpıp durmasın

ya da o saf o berrak o pırıl pırıl sevginin o halis aşkın ahlakın güzelliğin ihlasın doğruluğun dürüstlüğün dostluğun vefanın vicdanın cennetine girsin de o insan

ruhu yücelmesin aydınlık ve huzur bulmasın

……..

muhal

 

hülasa insana ait olumlu olumsuz her bir duygunun her bir vasfın hasıyla çıplak ya da gerçeği ile tanışmasın

……..

muhal

 

öyledir o büyük üstadın kozmik dünyası

hem cehennemdir hem cennet

hem araftır hem berzah

hem zirvelerde uçurumların en uç noktasında kurmuş yuvasını

hem yeraltında mağara ve dehlizlerde

hem yaşam ile ölümün sınırında sara nöbetleri geçirir

ecel terleri döker

hafıza zihin yani dünyaya ait kelimeler hatıralar buharlaşır zihninden

hem st petersburg’un ‘beyaz geceler’inde aşkın masallara ait ütopyasında sermest olur

hem tek başına bir tarihin bir medeniyetin bir milletin kültürünü felsefesini örf ve geleneğini inanç sanat ve değerlerini yüklenerek geleceğe taşır

hem insanlığın varoluşsal meselelerini ateşten ve gülden kelimelerle örerek onu zirvelere kondurur

 

böyledir üstadın üstatların dünyası

hem cehennemdir hem cennet

hem araftır hem berzah

Not: Bu yazım ‘Yolcu Dergisi’nin 89. sayısında yayınlanmıştır.

usta ve üstat (2)” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın