931 Okundu

usta ve üstat (1)

1.

usta ve üstat

ne kadar elleri öpülesi ne kadar önlerinde saygıyla eğilesi ne kadar ayaklarına yüz sürülesi iki kelime

iki mefhum

iki müşahhas ve mümtaz insan seçkini

bugün ne de çok muhtacız varlıklarına

bugün ne de çok duçarız onların yokluklarında meşakkate ve ıstıraba

 

kılavuzlarını yitiren kervanlar gibi nasıl da şaşkın nasıl da serseri ve nasıl da avareyiz onlarsız şu dünya çölünde

yokluklarında onların nasıl da ışıksız aysız ve güneşsiziz bu soğuk ve karanlık dünya zindanında

 

usta ve üstat

 

biri madde dünyasını inşa eder

diğeri ruh ve mana dünyasını

 

biri manayı maddede yoğurur tecelli ettirir

diğeri öteler ötesinden nur fikir ve hikmet pınarlarından çağlayanlar akıtır hayata

 

aynı kökten hayatı kucaklayan iki şefkatli koldur usta ve üstat

 

kadim avesta dilinden göçüp pehleviceye yuva kuran ve oradan farsçaya konarak nurdan ölümsüz heykellere dönüşen iki zümrüd’ü anka kuşu usta ve üstat

 

ava-stata awastad usta ve üstat

 

binlerce yıldan beri bilinen kullanılan bu mefhumlar manalarından asaletlerinden zirvelerdeki makamlarından en küçük bir tenezzül göstermeden değerlerini muhafaza ettiler

 

usta ve üstatların makamları âlidir zirvedir

kaf dağındaki simurgun yanıdır

oraya varmak çileli ve zorludur

‘istek aşk marifet hayret tevhid yokluk vadilerinden geçmek’

madde dünyasının kabuğunu kırmak mana aleminin okyanusuna dalmak mavera ile temas kurmak ve ilahi nurdan akıl gönül ve ruh aynasına parıltılar yansıtmak gerektir usta ve üstat olmak için

 

ava-stata usta üstat

başında duran öncü veli

 

usta ve üstatlar zaman ve mekan planında her biri bir mesleğin zirvesinde duran istikamet belirleyen maya çalan terbiye eden öncüler veliler ve mürşitlerdir

her biri kendine has iklimi havası güneşi parıltısı gecesi gündüzü ruhu manası zevki neşesi heybeti öfkesi olan gezegenler

ışıklarını aynı kaynaktan alan ancak parıltıları farklı olan yıldızlardır onlar

 

her biri bir mektep bir ocak bir dergahtır

 

her kim edep ihlas arzu ve sabırla

ve de varsa kendisinde bir istidat bir tohum

ekilmeye müsait bir toprak

diz çökerse ocağında dergahında

bir ustanın bir üstadın önünde

ilkbaharda cemre düşer gibi havaya suya toprağa

ve fışkırması gibi ölü ve kara topraktan elvan elvan hayat

öylesine mana ve hikmet deryasından cemre düşer can toprağına

tohumlar döllenir maya tutar can bulur

gül gül çiçek çiçek hayat yeşerir

baştan sona bağ olur gülistan olur

 

2.

“meslekler” dedim ya

 

ne güzel buyurmuş zamanımızın hayattaki tek ve büyük üstadı sezai karakoç

“İnsandan insana şükür ki fark var”

sözünün hikmetince oluşan meslekler

 

değil mi ki mutlak sanatkar her bir insanın ruh gönül ve akıl kristallerini farklı kesmiş farklı dizmiş ve farklı şekillendirmiş

farklı mizaç farklı kimyalarda yaratmış

ilahi nur da her birinden farklı tecelli eder

elvan elvan tayflara ayrılır

çeşit çeşit ruh fikir sanat zanaat meslekleri zuhur eder

 

değil mi ki varlığı ortaya çıkaran renkleri şekilleri zahir kılan eşyayı hudutları tefrik eden

değil mi ki hayatın büyümenin üremenin

değil mi ki lezzetin tadın rayihanın müsebbibi

değil mi ki güzelliği çirkinliği zahir kılan yegane unsur yegane iksir ışıktır nurdur

değil mi ki onsuz hayat tek düze şekilsiz renksiz tatsız ve sonsuz kapkara bir boşluktur

değil mi ki mutlak nurun kaynağı bir ve tek olan allah’tır

 

ister madde dünyasına ait olsun ister ruh ve mana dünyasına

ister inanandan tecelli etsin ister inanmayandan

her sahici sanat eseri her hikmetli fikir o nurdan tecelli eder ve ondan alır ilhamını

 

kimi ibn-i arabi mevlana ve yunus gibi ruh ve kalp aynasını onun ışığına tutar

baştan sona nur olur nurdan gark olur ve nur saçar

 

kimi gazali gibi kimi bediüzzaman gibi

akıl ve gönül dünyasının kapı ve pencerelerini sonuna kadar açar

nur huzmeleri dolar içine

fikir olur hikmet olur mana olur

 

kimi çok açar kimi az açar

kimine açtırılır kimine kapattırılır

lakin herkes nasibince alır

usta olur üstat olur çırak olur kalfa olur

 

kimi farabi kimi ibn-i sina kimi ibn-i rüşd olur

kimi fuzuli kimi baki kimi şeyh galip

kimi yahya kemal kimi necip fazıl kimi sezai karakoç olur

kimi ıtrî olur kimi ümmi gülsüm kimi abdussamed

kimi mimar sinan olur

kimi insanlarca meçhul allah’ça malum olur

kimi isimsiz ve imzasız eserler sahibi nice usta ve üstatlar olur

 

inanmayan tereddüt eden şüphe yahut arayış içinde olan dahi

ilahi bir hikmetin eseri

ruh ve kalplerindeki menfez ve aralıklardan içeri sızan ilahi nur huzmeleridir ki

ruh akıl ve kalp prizmasından yansıyarak birer esere dönüşür

 

kiminde fikir olur kiminde hikmet

kiminde şiir olur kiminde edebiyat

kiminde musiki kiminde resim ya da heykel

kiminde mimari olur kiminde vesaire

 

kimi shakespeare olur kimi balzac kimi dostoyevski tolstoy

kimi sokrates kimi eflatun kimi aristo

kimi konfüçyüs kimi buda

kimi van gogh olur

 

hepsinde de ilahi nurun eseri ve tesiri olur

kiminde yalayıp geçmiştir kiminde sızmıştır kiminde aydınlatmış kiminde doyurmuş ve kiminde de gark etmiştir

 

3.

heyhat ki müşahhas usta ve üstatların mahrumu olunan bir zamanı talihsiz bir zamanı yaşıyoruz

 

onun için maya tutmuyor fikirlerimiz

onun için maya tutmuyor eserlerimiz eylemlerimiz

maya tutmuyor sanatımız şiirimiz edebiyatımız

maya tutmuyor ilmimiz bilimimiz tekniğimiz

maya tutmuyor şehrimiz mimarimiz

maya tutmuyor siyasetimiz maya tutmuyor içtimai hayatımız

 

heyhat ki cehalet fikirsizlik taklitçilik ihtiras benlik kibir dalkavukluk samimiyetsizlik imansızlık ahlaksızlık kapkara bulutlar gibi çöküvermiş insanlığın ruh ve fikir semasına

 

heyhat ki fikir ve sanat kalpazanlarının ve din madrabazlarının tezgahlarını açtıkları medya ve sosyal medya arastalarından yükselen bağırtı ve çağırtıların uğultusu gerçek sanatın gerçek fikrin ışığını ve dinin diriltici sesini bastırdığı gibi insanlığın da ruh ve akıl sağlığını ifsad ediyor

 

onun için şaşkınız onun için serseri onun için avareyiz

onun için kaba onun için küstah onun için çirkiniz

onun için vefasız onun için saygısız onun için dostsuz ve kimsesiziz

onun için ışıksız rayihasız onun için meyvesiz ve onun için ebteriz

onun için katil onun için cani onun için zalim ve vicdansızız

 

şükür ki cehaletin softalığın fikirsizliğin ruhsuzluğun nobranlığın zulmün adaletsizliğin vicdansızlığın zifiri karanlığında gökteki yıldızlar gibi parıldayan ve

“ey şaşkın ey avare ey hakikat arayıcıları ey yol bilmezler buradayız!” diyen kılavuz eserler bıraktılar bizlere insanlığa

 

şükür ki bu ıssız bu korkulu bu karanlık bu fırtınalı bu kasvetli dünya çölünde her biri birer esenlik yurdu birer sığınak birer huzur ocağı birer ruh ve fikir atölyesi olan külliyeler inşa ettiler

 

şükür ki eserleri

o nurdan heykeller olan eserleri var usta ve üstatlarımızın

 

Not: Bu yazım ‘YOLCU’ dergisinin 88. sayısında yayınlanmıştır. 

Bir Cevap Yazın