2.502 Okundu

Sözüm Size Sevgili “İslamcılar”!

Evet, evet sözüm sizlere; yani putperest bir toplumda İslam’ı temsil eden siz “İslamcı”lara!

Biliyor musunuz, şu Erdoğan var ya, Recep Tayyip Erdoğan!

Hani her defasında “aldatıldım” diyor ya!

Yalan!

Aslında bugüne kadar aldatan hep o oldu.

Kimleri aldatmadı ki; ABD’yi aldattı, İsrail’i aldattı, AB’yi aldattı, liberalleri, Kürtleri, FETÖ’yü…

Şimdi ise sıra sizde, sizi aldatıyor beyler, sevgili “İslamcılar”:

Haberiniz yok, meğer gizli bir Kemalist imiş; hatta putperest…

En azından şimdilik öyle…

Kemalistleri de aldatır mı bilmiyorum…

Zihninde nasıl bir “kırmızı elma” varsa, neyin peşindeyse bu adam, herkesi aldatarak yoluna devam ediyor.

Diğerleri gene anlaşılır, ancak sizleri bir acayip aldattı biliyor musunuz sevgili “İslamcılar”?

Hem de tam on-dört-yıl-bo-yun-ca…

Nasıl mı? Bakın anlatayım size…

İktidara geldiğinden beri, neredeyse bir asırdır Cumhuriyet elitleri eliyle yönü sekülerizme, yani Batı’ya, yani dini alanı sadece vicdanlara ve kırsal hayata hapseden bir zihniyetin istikametine çevrilmiş Türkiye gemisini kendi tarihsel yörüngesine, aslî istikametine çeviren bir lidermiş görüntüsünü verdi sizlere. Ve sizler de bu görüntüye kandınız. Duyamıyorum, değil mi?

Gene, sizler sadece kız çocuklarınızı ve kız kardeşlerinizi başörtüleri ile üniversitelerde okutma mücadelesi verirken, o sadece gönlünüzü fethetmek için ‘Meydanlar bir tarafa sizlere bütün kamu kurumları açık’ dedi. Hatta düne kadar, operasyonda yaralanmış evladını görmek için gittiği GATA hastanesinin bahçesine dahi alınmayan annenin kız evladını, aynı kurumun içinde başörtüsü ile subay yaptı.

Nurun ala nur…

Sadece bunlar mı?

Ne münasebet efendim.

Baktı ki seçim dönemleri yaklaşıyor ve sizlerin de gönlü biraz buruk…

Kurt siyasetçi ya, bilmez mi işini; ağzınıza bir kaşık bal daha sürdü;

Okullara Kur’an-ı Kerim ve Arapça derslerini koydu.

Yeni Üniversiteler açıp, sizleri oralarda istihdam etti:

İslam medeniyeti, İslam kültürü, sanat, bilim, vs…

Gidin uğraşın…

El yazması eserleri tozlu raflardan indirip, asılları ile birlikte tercüme ettiriyor.

Okuyun, uğraşın, zararı yok… Zaten ne var ki içlerinde? Kelam, felsefe, bilim, milim işte; zamanın eskittiği bilgiler…

Birçok İslamcı şair, yazar, sanatçı ve aydına ödüller veriyor, taltif ediyor, topluma tanıtıyor.

Uyanık adam, bilir, bunlar sever böyle küçük jestleri. Zaten yıllarca mağdur edilmiş, görmezlikten gelinmişler. Verirsin küçük bir ödül, alırsın gönüllerini, olur sana gönüllü davetçi…

Yoksa öz yurtlarında hep parya olarak bir tarafa itilmiş bu insanlara değer vermek, öz güven kazandırmak, eser ve fikirlerini tanıtmak gibi bir derdinin olduğuna sakın inanmayın. Bunlar siyasetçilerin bildik yöntemleri: Nabza göre şerbet…

Kaldı ki sadece sizin cenaha yapmıyor bunları; sizin ağzınıza bir parmak bal çalıyorsa diğerlerine on parmak…

Sinema sanatçıları, sporcular, müzisyenler…

Şu “Diriliş”, “Payitaht Abdülhamit” gibi diziler var ya, hani sizlerde “Yeni bir tarih şuuru oluşturuluyor” izlenimini bırakan diziler; hani müptelası olduğunuz ve keyif ile izlediğiniz…

Onlar da atom etkisi yapsın için ruhlarınıza içirilen iksirlerdir…

Diri bir topluma ihtiyaç var efendim, yüzde 40, 50, 60’lara, zaferden zafere koşan akıncılara…

Bir de, hani ne olur ne olmaz, olur ya, yeni 15 Temmuz ihtimallerine de hazırlı olmak lazım.

Yoksa öyle bir Tarih şuuru muuru işin hikayesi sadece…

İmam Hatipler…

Oralar zaten oy deposu. Milli görüş gömleğini çıkardı ama mirasını niçin bıraksın ki? Hazır potansiyel…Yoksa dindar nesiller yetiştirmek gibi bir derdi merdi yok adamın, bilin bunu.

Sadece sizlerin değil, dünya Müslümanlarının da gözlerini boyadı:

Bakmayın siz efendim, dünyanın neresinde bir Müslüman halk, bir mazlum millet varsa yardımlarına koşmasına, dertleri ile ilgilenmesine, acıları karşısında göz yaşı dökmesine…

Hele hele o İsrail Cumhurbaşkanına çektiği “one minute” zılgıtı yok mu?

Ne fettandır o!

Sizlerin bam telini bilmez mi?

Bir sözle sizleri hatta bütün İslam âlemini kendisine meftun etti.

Ayol ardından da Mavi Marmara davasını para karşılığında İsrail’e sattı.

Samimi olsaydı, bunu yapar mıydı, değil mi efendim?

Dedim ya, aldatmayı meslek edinmiş.

Son numarası ne oldu biliyor musunuz?

Müftülere nikâh kıyma yetkisi vermek…

Güya laik hukuk sisteminde, medeni hukukta gedik açacakmış…

CHP böyle diyor ya!

Siz inanmayın CHP’ye!

Zira seçimler yaklaşıyor, o da seçim propagandası için şimdiden malzeme toplamanın derdinde. Gedik medik yok beyler; her şey 2019 seçimlerine hazırlık için.

Yani baktı ki gönlünüz gene biraz buruk, alın size bir kaşık bal daha.

Hepsi bu, ötesini aramayın!

Daha saymama lüzum var mı?

İkna olmadıysanız daha sayfalarca anlatırım nasıl aldatıldığınızı…

Bütün bunları adam size bir bir yutturdu vallahi. Aynen hap gibi…

Evet, evet, itiraf edin, siz de yuttunuz bu hapları.

Hem de ne yutuş, ne aldanış!..

Siz ki devrimciydiniz…

Saflarınız belliydi; dostlarınız, düşmanlarınız belliydi.

Sözleriniz, sloganlarınız, metodunuz, yolunuz, yönteminiz…

Hepsinin kalıpları dökülmüş, belli ve hazırdı: Tevhid, Şirk, Tağut, Mekke dönemi, Medine dönemi, tebliğ, davet, cihad, şehadet…

Yükünüz hafifti; öyle çok da fikre, düşünceye, ilime, bilime, sanata, kültüre, edebiyata, siyasete, insana, şehre, mimariye, ekonomiye dair meselelere ihtiyacınız yoktu.

Zira toplum yüzde 96 oranında Müslüman olduğunu, imana dair bütün rükünlere inandığını iddia etse de, sizin nazarınızda Mekke’nin putperest toplumuydu ve yeniden davete muhtaçtı, ıslaha değil.

Yolunuz devrim yoluydu; Ölürsek şehid, kalırsak gazi…

“Atıldık kurşun gibi kentin alanlarına

Bir kaç put ve taş gördü birden irkildi beni”

“Ve put alanlarından geçtik İbrahim gibi

Bir savaş bildi beni bir eylem bildi beni”

Evet, evet, bu kadar net, bu kadar iman ve şehadet ruhu ile dolu iken, n’olduysa oldu ve birden sihirli bir el, o efsunlu adamın eli dokundu sırtınıza. Ve bir paratoner gibi, bütün enerji ve gücünüzü yani ruhunuzu toprağa boşaltı; munisleştiniz, nötr hale geldiniz bir anda.

Önce sırtınızdaki devrimci parkaları çıkardı, sakallarınızı traş etti ve yerlerine medeni ceketleri, boyalı iskarpinleri ve ipekten kravatlar giydirdi; ışıl ışıl parıldayan damatlara döndünüz.

Ardından, zihinlerinizi boşaltı; ezberlerinizi, söz ve sloganlarınızı, hülasa bütün bildiklerinizi adeta küçük torbalara dökerek ağızlarını büzdünüz ve zulanıza koydunuz.

Zira hafiflerdi, fikirde bir ağırlık ve hacimleri yoktu; kolay oldu saklanması.

Sonra makam ve mansıplara alıştınız ya da alıştırıldınız, her neyse…

Adlarınız sıfatlar almaya başladı: Müdür bey, Genel Müdür bey, Beyefendi, Milletvekili, İş adamı, patron, vs.

Cepleriniz para ile ısındı, evleriniz, arabalarınız oldu hem de essahından.

Sizler, böyle mesut ve mutlu yaşarken ve ülke gemisi de pupa yelken özlediğiniz sahillere doğru yol alırken, bir gün, 10 Kasım 2017 günü, birden fark ettiniz ki, meğer kaptan sizi aldatmış ve gemi pupa yelken Kemalizm sahillerine doğru rota kırmış mil tüketiyor.

Atatürk, Kemalizm, Anıtkabir, 10 Kasım sözcükleri her nasıl olduysa bu yıl eski günlerinizin hatıralarını canlandırdı zihnilerinizde. Halbuki bunlar 14 yıldı rutin yapılan işlerdi; bir farkı var ki, biraz abartılmıştı. Abartanlar da büyük oranda yalakalar ve işgüzarlardı ki bu zaten onların her meselede şahid olduğumuz karakter ve tıynetlerinden idi.

Hemen zulanıza koştunuz ve ağızları büzülü torbalarınızı açarak, orada sakladığınız “tevhid, şirk, put, kelime-i şehadet” taşlarınızı alarak kaptan köşkünü taşlamaya başladınız.

Ancak bu defa sizleri eskisi kadar heyecanlı göremedim beyler, sevgili “İslamcılar”.

Zira taşları atarken kollarınız biraz ağır, biraz yorgun, biraz temkinli, biraz hesaplı davranıyormuş gibi geldi bana.

Sanki yer çekiminin ya da bir takım çekim kuvvetlerinin etkisi altındaymışsınız gibi…

Ancak haklarını yememek lazım, Mehmet Efe ve bir de Hakan Albayrak bu aldanışı/aldatılışı önceden fark ettiler.

Adamlar yıllardır bas bas bağırıyorlar ancak, kulaklarınıza pamukları öyle sıkı tıkmışsınız ki çığlıklarını duyanınız dahi olmadı.

Her neyse, olan oldu, geçen geçti; siz şimdi önünüze bakın.

Bakın size bir tavsiyem olacak…

Gelin, bütün aldatılmışlar, bütün mağdurlar olarak ezeli düşmanlıklarınızı bir kereliğine bir yana bırakın ve elbirliği yaparak sizleri aldatan bu efsunlu adamdan kurtulun.

Sadece bir kereliğine…

Sonra gene her biriniz kendi mevzilerinize dönersiniz.

Bu adamdan kurtulun ki, saflarınız, dostlarınız, düşmanlarınız, yolunuz metodunuz belli olsun.

Kurtulun ki, bu karmaşadan, bu belirsizlikten kurtulasınız artık.

Kurtulun ki yükünüz hafiflesin:

Bir kaç ayet, bir kaç slogan, bir kaç kitap ve meydanlar…

Devrimcinin yolu ve azığı…

Ölürsek şehid, kalırsak gazi… Var mı bunun ötesi…

Ama artık yağ bağlamış o kütleli bedenleriniz o sıcak koltuklardan kalkarlar mı, onu bilemem.

Pardon, bir şey mi dediniz?

Abartıyor muyum?

Güldürmeyin insanı. O zaman ben de sizin aklınızdan şüphe ederim.

Bütün bu işleri samimiyet ile yapan biri, nasıl bir günde, bir 10 Kasım gününde Kemalist olabilir o halde?

Demek ki bu iman denilen şey bizim yörenin şivesi ile ‘’böle lambe midir, düğmeye basınca yani, düğmeye bi daha basınca söni’’

O halde adama günlerdir ettikleriniz neyin nesi?

Öyle ki, önünüzde diz çöktürüp kelime-i şehadet getirtmediğiniz kaldı.

Hülasa, bütün meramım Üstat Sezai Karakoç’un bal damlayan şu iki hikmet peteğinde gizli:

“Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara

Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara”

Anlayana…

Bir Cevap Yazın