1.349 Okundu

FETÖ Davalarının Görülmesine Başlandı

Tamı tamına bir yıl oldu.
Toplanacak deliller toplandı, sorgular tamamlandı, iddianameler yazıldı.
Ve nihayetinde davalar artık hakimlerin önlerinde.
Hem keyfiyeti, hem de kemiyeti bakımından devasa ve zor bir dava.
Neredeyse ülkenin bütün sathına ve bütün kurumlarına sirayet eden genişlikte bir dava.
En ağırından bir terör davası olduğu kadar, ilaveten siyasi, ekonomik, casusluk ve uluslararası ilişkilere kadar uzanan ve etkileri olan boyutta bir dava.

Girift ilişkiler ve bağlantılar ağına sahip, görünüşte “Bunlar aynı örgütte olamaz!” denilenlerin gerçekte aynı şebekenin içinde yer aldıkları, koyun postundan, güvercin tüylerinden, bukalemun derisine kadar, adeta bin bir türlü mahlukat şekli ve tıynetine bürünen, yalan, takıyye, riyakarlık gibi şahsiyet ve kişiliği çürüten vasıfları arsızlık derecesinde pervasızca kullanan kripto bir örgüt ile karşı karşıyalar savcı ve hakimler.

Aynı zamanda, küresel güçler ve devletler tarafından himaye edilen, yönetilen bir yapı. Toplumun en sıradan kesiminden, en seçkin kesimlerine kadar, bir ayrık otu gibi, devletin içine sızmış, kök salmış, kendisine yurt mekân edinmiş bir şebeke.
Velhasıl, dediğim gibi, zor, meşakkatli, hususiyetli bir dava.
Allah, hâkim ve savcıların yardımcısı olsun.

Gördüğüm o ki, yerel mahkemelerin birçoğu, Ankara ve İstanbul’daki çatı davalarının sonuçlarına ve seyrine bakıyor, onun için de, daha çok davaları erteleme yönünde bir irade gösteriyorlar.
Haksız da değiller; zira, bir çok hakim ve savcı, ilk defa böylesine komplike, böylesine çok boyutlu ve adeta bir ayrık otu gibi hangi ucundan çekip söksen her yere uzanan bir dava ile karşı karşıya kalıyorlar.
Binaenaleyh, bu salt bir darbe girişimi davası değil, bütün bir tarlayı basmış bir ayrık otunun bütün uzantı ve kökleri ile toprağın altından söküp çıkarma davasıdır.
Tarladaki diğer bitkilere zarar vermeden bunların ayıklanıp temizlenmesinin hem zorluğu hem de alacağı zamanın uzunluğu bilinmekle beraber, en azından toprağın üstüne çıkanlardan başlamak da bir iştir.

Pratik Adım: FETÖ Davalarını İkiye Ayırmak

Diyeceğim o ki, bu davalar görülürken, pratiklik açısından, yargılananları iki gruba ayırmak lâzım.
Birinci grup, bu darbe girişiminde suçüstü yakalananlar ile onlarla ilişkileri sabit olanlar; diğer grup ise, bu yapı ile ilişkilerinin kuvvet derecesi farklılık gösteren daha en geniş grup.

Birinci grubun, yani suçüstü yakalananlar ile onlarla ilişkileri sabit olanların davalarını uzatmaya gerek olmadığını, hukukun imkân tanıdığı en ağır cezalar ile cezalandırılıp, davalarının bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum ki imkân, zaman ve yoğunluğun, titiz bir şekilde, ikinci grubun ayıklanmasına hasredilsin. 

Zira ikinci grubun içerisinde, örgütün kilit isimleri gizlenmiş olabileceği gibi, çoğunluğunu sadece piyon olarak kullandıkları ve üzerlerinden sadece iş gördükleri etkisiz unsurların oluşturduğunu da bilmek lazım. Bunlarla zaman harcamaya ve bunların çevrelerinden geniş bir kırgın ve küskünler sınıfını yaratmaya değmeyeceğini düşünüyorum. Hatta bunların hepsinin şartlı bir af ile davalarını sonlandırmak lazım. O şart ise şu olmalı: Bundan böyle bu yapı ile yeniden herhangi bir ilişkilerinin tespiti durumunda, “geçmiş durumları da göz önünde bulundurularak örgüt üyeliğinden yargılanacakları” olmalıdır.

Bu ayrım ya da elemenin ise zor olmayacağı kanaatindeyim; yani, piyonlar (bunlara kullanışlı ahmaklar da denilebilir ki, bir çoğu basit menfaatleri gözeterek kendilerini kullanışlı hale getirenlerdir: işe girmek, terfi, rütbe, makam, torpil, çevre edinmek gibi) ile kripto olanların ayırımını. Mesela, bunlar ile ilişkileri kısa süreli olanların ve de sadece gazete aboneliği, sendika üyeliği, bankalarına kısa vadeler ile para yatırma, bazen sohbetlerine katılma, kurban ya da burs verme gibi ilişkiler ile sınırlı ise, bunlar genellikle piyon takımını oluştururlar ve küçük menfaatleri gözeterek bu ilişkileri sürdürmüşlerdir. 

Ama uzun yıllara yayılan ilişkileri varsa, yurt içinde, yurt dışında bir takım görev ve sorumluluklar üstlenmiş, kurum ve kuruluşlarında görev almış, çocukluklarından itibaren eğitim kurumlarında okumuş, yurtlarında kalmış ve okul sonrasında da hep onlar ile ilişki içerisinde olmuş ve o yapının içinde kalmış olanlar ise, bunlar, o yapının has adamlarıdır ve bunların arasında örgütün kritik isimlerini aramak gerekir.

Birinci grubun davaları uzadıkça, küstahlık ve pervasızlıklarının arttığını, birbirlerine daha çok kenetlendiklerini görüyoruz. Çözülme yönünde kendilerinde bir emare görülmediği gibi, giderek ilk günlerin çöküntü ve zillet ruh halinden çıkarak, daha bir küstahlaşmaları, ağız birliği içerisinde, yalan, tezvirat, suçlamaları alaya alma ve inkâr etme gibi cüretkâr aksülamel göstermeleri, örgüt mekanizmasının hala işlediği ve de kurtarılma yönündeki umutlarının hala diri tutulduğunu gösterir.
Onun için de, davaları fazla uzatmadan, öncelikle örgütün suçüstü yakalanan eylem kadrosunun cezalarını en ağır şekilde vermek ve davaların ciddiyetini, dosta, düşmana, hissettirmek gerekir ki, hala umut içerisinde olan ve çözülmeme konusunda direnenlerin umutları tükensin.
Gerçi, idam yasası olmadan bu umudun ne kadar tüketilebileceği de ayrı bir konu.
Çünkü adamlar müebbet yiyeceklerini bildikleri halde hala bu pervasızlığı gösterebildiklerine ve çözülmediklerine göre, oradan kurtulacaklarına dair umutları hala tükenmiş değil ya da hala bir şekilde işleyen örgüt mekanizması kendilerine bu yönde telkinlerde bulunuyor.

İdam Yasası Çıkmadan FETÖ’nün Çözülmesi Zor

Her zaman söyledim, gene söylüyorum; bunların umutlarını tüketmenin ve de çözülmelerini sağlamanın tek yolu, bunlara mahsus, referandum ile çıkarılacak bir idam yasası olacaktı. İtirafta bulunanın, çözülenin cezası, ömür boyu mahkûmiyete çevrilecek, diğerleri ise idam edilecekti.
İdam ipi başlarının üstünde bir kez sallana dursun, görürdünüz o zaman nasıl bülbül gibi öttüklerini ya da ilmek ilmek çözüldüklerini. Unutmayalım, bunlar ödlek ve ölümden korkan insanlardır. Bunun en sarih delili ise, aralarından -SAT komandoları dahil- direnerek ölümü göze alan bir kişi dahi çıkmadı; hepsi miskin ve zillet içinde teslim oldular.

Bunlarda güçlü mistik bir inancın olduğu, gaybî bir takım kuvvet ve güçlere inandıkları ve bu saikler ile de çözülmelerinin zor olduğu gibi sözleri de asla doğru ve gerçekçi bulmuyorum. Hele hele piramidin orta ve tepesinde bulunanlar için, bu iddia, üretilmiş kocaman bir yalan. Bu yalan algıyı oluşturan ve diri tutan da yine FETÖ’cülerin kendileri.
Bununla, hala yapıyı dini bir sahada tutmaya ve uluslararası bir gladio yapılanması olduğu gerçeğini örtmeye çalışıyorlar.

FETÖ’nün, kimi dini-tasavvufi kavram ve sembolleri istismar ederek ve de yalan ve düzmece rüyalarla bezediği mistik bir senaryoyu örgüt içerisinde işlettiğini biliyorum.
Ancak, bu senaryo, daha çok piramidin geniş kesimini oluşturan edilgen grup ile mübtediler, yani, örgütün ağına yeni düşürülenler için işletilmektedir.
Piramidin orta ve tepe kısmındaki iklim ve ilişki çarkı ise başka türlüdür; buralarda daha mekanik ve daha reel ilişkiler hakimdir ki, örgütün asıl yoğun ve karmaşık ağı da buralarda örülüdür. Buralarda ve özellikle de tepede, bir mistik havanın, salt inançtan kaynaklanan bir sadakat bağının olduğuna asla inanmıyorum.
Buralardaki ilişkileri belirleyen ve örgütün işleyişini sağlayan, bütün türleri ile maddi ve mekanik güçtür. İnsanlar, bu güce güveniyor, ona inanıyor ve ona tapıyorlar.

FETÖ’nün Panoraması

Binaenaleyh, dünden farklı olarak, bugün artık resim bütün boyutlarıyla sislerden arınarak netleşmiştir. O resim de şudur: 

FETÖ dediğimiz yapının, söylendiği gibi, başlangıçta dini bir amaç için yola çıkmış fakat sonradan küresel bir gücün ağına takılan bir yapı olmadığı; aksine, soğuk savaş yıllarının şartlarında, NATO merkezli küresel bir gücün temellerini attığı ve soğuk savaş sonrasında da, faaliyet alanı genişletilerek, özellikle Müslüman ülkelerde yerleşmesine ve örgütlenmesine imkân tanınan devşirilmiş yerlilerden oluşan ve çok amaçlı kullanılan geniş çaplı bir örgüt/şebeke olduğudur.
Yerli FETÖ’cülerin sırtını dayadığı ve güvendiği güç, bütün imkânlarıyla bu güçtür.

Din, büyük gücünden faydalanmak için, bu örgüte giydirilmiş yeşil bir kisvedir ancak: Din sayesinde meşruluk ve güven kazanmak, geniş kitlelere ulaşmak, inanç ve imanın gücünü istismar ederek, motivasyon sağlamak ve insanların maddi-manevi fedakarlıklarını sömürmek için düşünülmüş zekice bir kılıf…
Böylelikle, dışardan ciddi bir katkı olmadan, hem çark kendi kendini döndürüyor, hem de güven içinde işliyor.
Ancak, büyük bir yanılgı ile sanıldığı gibi, bu örgütün içinde salt dindar unsurlar yoktur. Liberal, laik, solcu, modernist hatta ateist unsurlara varıncaya kadar yığınla unsur ve ideolojiye sahip insanlar vardır.
Kimileri, örgüt bünyesinde, kimileri ise, bağlantılı kolları halinde çalışır.
Birbirlerinden ayrı ve farklıymış gibi duran ve işleyen bütün bu kollar ise, merkezde birleşirler.
Bu yönü ile Tarık Buğra’nın “Gençliğim Eyvah” romanındaki ihtiyarın kurduğu şebekeyi hatırlatıyor bana. Kimin, hangi eğilimden, hangi siyasi görüşten ve inançtan olduğu önemli değil; önemli olan ağa düşürülmek ve şebekenin menfaatine hizmet edecek şekilde devşirilmek…
Bunun için de, “olta kullan” diyor, romandaki ihtiyar mafya babası.
FETÖ de oltalar kullanmış ve her birine de avlayacağı kişinin hoşuna giden yemler takmış.

FETÖ’nün dışa dönük makyajında: muhterem, efendi, hoşgörülü, ortalama dindar, gayretli, kendilerini eğitimli insan ve bilim adamlarını yetiştirmeye adamış ve bu uğurda akıl almaz maddi-manevi fedakarlıklar gösteren (ki öğrenci evlerinde ve ders sohbetlerinde buna dair binlerce hikayeler anlatılır) gümbür gümbür gelen bir  “Altın nesil”i (!) yetiştirmek var.
Gerçekte ise, özellikle zengin ve imtiyazlı ailelerin çocukları ile milletin zeki çocuklarının adım adım bir devşirme sürecinden geçirilerek, önce bir aidiyet duygusu oluşturmak, ardından da,  basamak basamak maddi imkânlar kapısı önlerinde açılarak sisteme entegre etmeye çalışmak. İşte bu süreçten sonra, o “muhterem ve inançlı” zevatlar, salt duygu ve maneviyat kozasından çıkıp, yavaş yavaş, alıştırıla alıştırıla, örgütün mekanik ve maddi çarklarına dahil olmaya başlıyorlar.
Örgüte bağlılıklarının yanı sıra, kabiliyet ve yeteneklerine göre de, görev ve sorumlulukları,  terfileri ve piramidin tepe noktasına doğru seyirleri devam eder.
Piramidin orta kısmı, menfaat ilişkilerinin en belirleyici ve yoğun olduğu kısımdır: Kazan kazan ilişkisi…
Örgüt, buraya taşıdığı insanlara, hem kazandırıyor, hem de kazanıyor: Hızlı bir şekilde zengin olanlar, iş yerlerini ve şirketlerini büyütenler, önlerinde uluslararası ticaretin kapıları açılanlar, basamakları atlayarak terfi edenler, makam ve mevkilere gelenler, doçent, profesör, dekan, rektör olanlar, vs. vs…
Bunların hepsi, buralarda dönen haksızlıkların, kumpasların, adaletsizliklerin, yalan ve şantajların farkındalar, ancak, işin ucunda karşılıklı menfaat ve rant olduğu ve de içerisine biraz vicdanlarını rahatlatan “dava/hizmet” sosu katıldığı için, hepsi huzurlu ve gönüllü bir teslimiyet içerisindedirler.

Tepe noktasına çıkanlar, yani oradaki havayı soluyanlar ise maddi menfaatleri de aşan daha büyük gücün tesirine giriyorlar. O da, bütün ihtişamı(!), bütün imkân ve prestiji ile küresel güç: küresel şirketler, çeşitli isimler altında kurulan think tank kuruluşları, istihbarat örgütleri, küresel medya organları, yabancı diplomatlar, büyükelçilikler, parlamenterler, senato üyeleri, vs. vs.
Ve bütün bunların dünya ölçeğinde kendilerine sağladıkları imkânlar…
İşte bu gücün bir parçası olmanın kendilerinde yarattığı sarhoşluk…

Binaenaleyh, FETÖ baştan aşağı bir güç tapınağıdır, bir inanç sistemi değildir.
Müntesipleri bu gücün önünde eğilir ve ona taparlar. FETÖ bu gücünü, içerde kurduğu mekanizmalar ile tavandan tabana kadar mütemadiyen insanına hissettirir ve canlı tutar. FETÖ’nün yaptığı en büyük faaliyetlerinden biri sempatizanlarından talebelere, iş adamlarından kamudaki adamlarına kadar, salt bu gücü görsünler ve hissetsinler diye, ülkeler gezdirmek, oralardaki faaliyetlerini göstermek, onlara örgütün çap ve büyüklüğünü hissettirmektir.

Hülasa
Hükümet 2019 seçimlerine girmeden, 2018’in içerisinde, FETÖ davalarını bugünkü karmaşadan çıkarmalıdır. Bunun için de, yukarıda belirttiğim gibi, ilk mahkemede, suçüstü yakalananların cezaları bir an önce kesilip, yargılanmaları sonuçlandırılmalı ve bunun ardından, bütün ağırlığını 2.gruba vermeli ve orada piyonlar ile örgütün has elemanlarını birbirinden ayırmalıdır.

Kanaatimce, piyonlar, şartlı bir af ile serbest bırakılmalı; zira onlardan örgütün çözülmesi adına fazla bir şey çıkmaz. Aksine, tutuklukları ya da “mağduriyetleri” devam ettikçe, örgütten olmayan yakın akraba ve çevrelerinden bir “hasım sınıf” yaratmış oluruz ki, bu da FETÖ’nün işine yarar.

Bu ayırım ve de eleme yapılırsa, hem yargının yükü hafifler hem de örgütün asıl kadrosu ve yapısı üzerinde yoğunlaşma imkânına kavuşulur.

Bir Cevap Yazın