4.333 Okundu

Artık Kürtler Neden HDP’ye Oy Versin?

24 Haziran seçimlerine giderken her Kürt vatandaşı artık kendine şu soruyu sormalı: “Ben artık neden HDP’ye oy vereyim?”

 Sormalı, çünkü HDP’nin kendisine oy verenlerin iradesini nasıl kullandığını açıkça gördü… Kürt halkı, HDP’nin bu iradeyi ne kadar hoyratça kullandığını anladı ki artık destek vermiyor. Bu o kadar açık ki, sadece şu “hendek siyaseti” ile başlayan süreçte Kürt halkının ortaya koyduğu duruş bile buna delil olarak yeter.

 Açık olan şu ki, PKK’nın güdümüne girmiş dışarıdaki tuzu kuru Kürt diasporası ile içerdeki maceraperest sol ideolojik güruhun dışında, genel olarak Kürt halkı, ülkede ve şehirlerinde şiddet ve çatışma istemiyor ve buna pirim vermiyor. Zira Kürt halkı da her şeyden önce, kendisinin can, mal ve namus güvenliğini ister, huzur ve umutlarını yeşertebileceği endişesiz bir gelecek ister: Tarlasını ekip biçeceği, dükkânını, tezgâhını işleteceği, çocuklarını güvenle yetiştireceği bir hayat, içinde onuru ile yaşayacağı bir şehir, bir ülke ister. Hangi milletten, ırktan, dinden olursa olsun her normal insanın, her vatandaşın birinci önceliğidir bu. Zira bunlar bir insanı onuruyla varlık sahasında tutan hayatın olmazsa olmazlarıdır da ondan.

 Siyasi talepler, örf, kültür, gelenek, fikir ve inanç özgürlüğünün (elbette ki bunlar da yemek, içmek ve barınmak kadar bir insanın ruh, şahsiyet ve onurunun temel ihtiyaçlarıdır.) sağlanması da gene insanın biyolojik ve sosyal varlığını temin eden şartların muhafazası ve güvence altına alınması ile sağlanır ancak. Anarşinin olduğu, korku ve şiddetin insanları rehin aldığı, aile ve toplum bağlarının çözüldüğü, yuvaların dağıldığı, insanların yerlerinden göç edip belirsiz bir kadere savrulduğu kaos ortamlarında bütün siyasi talepler, bütün bu hak ve özgürlükler anlamlarını yitirir ve insanı hayatta tutacak, biyolojik varlığını temin edecek ihtiyaçlar birinci öncelik olarak gelir hayatın merkezine oturur. Sağlıklı düşünebilen bir toplum bunlardan vaz geçmez/geçemez. Zira açlık, sefalet, yurtsuzluk, yuvasızlık, parçalanmışlık sadece maddi travmalar yaşatmaz insanlara, ruh, şahsiyet, onur ve haysiyetlerini de tahrip eder ki Suriye halkının bugün yaşadıkları bunun en canlı örneğidir.

 Dolayısıyla milletini seven, onun maddi ve manevi varlığını önemseyen, onuruna, şeref ve haysiyetine değer veren her yapı ya da siyasi oluşum, salt siyasi ve ideolojik ihtirasları uğruna kendi halkını belirsiz bir maceraya sürüklemez, ona mihnet, cefa ve acılar yaşatmaz. Bunu umursamayanlar, ancak maceraperest, çılgın ve muhteris ideolojik güruh ya da gruplardır. Onlar amaçlarına ulaşmak için gerektiğinde bütün bir halkı şiddet sarmalının içine çekmekte, şehirleri yakıp yıkmakta, hülasa kaos ve anarşiyi hayata hakim kılmakta tereddüt etmezler. PKK ve HDP’nin yıllardır yapmak istediği hatta kimi bölgelerde yaptığı bu değil mi? İşte, son yaşanan hendek olaylarıyla denenmek istenen yine böyle bir maceraya atılmak, bölgeyi Suriye benzeri bir kaosun içine sürükleme çabaları değil miydi?

 Ey Kürt halkım, hâlbuki sen her defasında HDP’ye siyaset yolunu gösterdin. Öyle ki, 7 Haziran seçimlerinde 81 milletvekili ile HDP’yi meclise taşıdın, Türkiye’nin 3. büyük partisi yaptın. Daha önce de, 2013 nevruzunda, Öcalan’ın barışa, kardeşliğe, silahların artık gömülmesi ve mücadelenin siyasetle yapılması çağrısına coşkuyla destek verdin, zılgıt ve halaylarla kutladın. Çözüm sürecine de gene büyük destek vermiş, coşkuyla karşılamıştın. Barış ve kardeşlik söylemin, savaş karşıtlığın, siyaset yapmaktan yana tavır alışın ile bu sorunun çözülmesine katkıda bulunmak istedin. Bu tavrını her defasında ısrarla ortaya koydun ve koymaya da devam ediyorsun. Çünkü feraset ve sağduyu bunu gerektirir ki sen de böyle davrandın ey halkım!

 Zira kronik meseleler, süreç ister, sabır ve irade gerektirir ve siyaset mekanizmasını işleterek toplumu ve farklı kutuplarda duran siyasi eğilimleri sürece katarak, karşılıklı önyargıları kırıp güven tesis ederek, adım adım değişime alıştırarak yürütülen titiz bir çaba ve faaliyet gerektirir ki bu da ancak siyasetle olur: keza kırmadan, dökmeden, ürkütmeden, şiddete mahal bırakmadan, bunu yapanlara pirim vermeden hatta karşısında durarak bu süreci yürütmenin adıdır, siyaset…

 Ama HDP bunu yapmadı ey halkım! Sen ısrarla siyaset yolunu gösterirken, o her defasında bu yoldan saptı ve gerçek bir siyasi parti olmak yerine şiddet eğilimi gösteren bir örgüt karakterine büründü. Bütün bunları gördün ve şahit oldun, ey halkım! İşte son hendek olayı ile neredeyse seni Suriye benzeri bir felaketin içine atacaklardı ki ferasetinle bu oyuna gelmedin, destek vermedin. Sana hizmet etmesi için seçtiğin belediye başkanları, iş makinalarıyla senin yaşadığın şehirlerin sokak aralarına hendekler kazarak içini bombalar ile tuzakladılar. O bombalar patladığında ölen sen olacaktın, çocukların olacaktı. Ve oldu da, patladı da, ölen sen oldun, çocukların oldu.

 Bütün bunları sana rağmen, senin iradene rağmen yaptılar, ey halkım! Yalnız şunu da bil ki, bu cüreti de gene senden aldılar, senin verdiğin desteğe güvenerek ve o desteğin arkasına sığınarak yaptılar, ey halkım! Sen her seçim döneminde kendilerini destekledikçe, onlar senin kendi çizgilerine geldiğinin vehmine kapıldılar ve şımardıkça şımardılar. Zira onlar, senin çizgine, senin iradene gelmek yerine her defasında seni kendilerinin çizgisi ve iradesine çekmeye çalıştılar. Ve bunu o kadar hoyratça ve küstahça yaptılar ki adeta seni yok saydılar. Sen onların çılgınlık ve cürümlerine destek vermediğinde ise adeta kuduruyor ve sana hakaretler savuruyorlardı.

 O halde bunlara bir ders vermenin vakti gelmedi mi?

Öyle bir ders ver ki iyice gömülsünler sandığa.

Zira ya adam olsunlar; senin çizgine gelsinler, senin iradene tabi olsunlar ya da başından defolup gitsinler.

Şu gösterdikleri adaylara bir bak! Sen misin orada temsil edilen, bir gör!

Sen değilsin. Nerede marjinal bir sol örgüte mensup bir Marksist, bir ateist varsa seni temsilen aday gösterdiler. Hatta birçoğu Kürt bile değil, Türk solunun militanları… Bunları sen de biliyorsun; bilmiyorsan şayet, bir bak, gör!

 HDP, hiç bir zaman sana değer vermedi; tarihini, kültürünü, inancını benimsemedi, o her zaman seni kendi iradesine, kendi ideoloji ve siyasi çizgisine çekmeye çalıştı. Bazen makyajla, vitrine koyduğu bazı simalarla seni aldatmaya çalıştı ama çok geçmeden o makyajı da döküldü. Bak, şimdi o vitrinde o simalardan kimse kalmadı, hepsini tasfiye etti.

 Yanlış anlama ey halkım, seni bir partiye oy vermeye çağırmıyorum. Sadece sandığa gitmeyerek bile duruşunu ortaya koyabilirsin ve senin bu duruşundan herkes verdiğin mesajı alır.

Tekrar ediyorum, bu kez dersini ver, göm onları sandığa!

Göm ki ya adam olsunlar, ya da yakandan düşsünler!

 Her seçim döneminde yaptıkları gibi bu kez de kapına gelecekler; barıştan, kardeşlikten, demokrasiden, hukuk ve adaletten, onurdan, şereften, hoşgörüden cicili bicili süslü laflar eşliğinde dem vuracaklar. Ama bütün bunların yalan olduğunu, zira bunların tıynet ve karakterlerinin buna elverişli olmadığını sen tecrübenle zaten biliyorsun. Zira Suriye’de en büyük zulümü bizzat Kürtlerin kendilerine yaptıklarını da biliyorsun. Onların baskı ve zulümlerinden 1 milyon Kürdün Suriye’de evlerini barklarını terk edip başka ülkelere sığındıklarını da biliyorsun.

Bunları hatırlatın kendilerine ve kovun evlerinizden.

 Ey halkım, şunu bil ki HDP asla özgür, bağımsız ve kendi iradesi olan bir parti değildir. Onun iradesi PKK’nın elindedir ve örgüt tarafından dizayn edilen ve güdülen bir partidir. Her defasında senin iradeni hiçe sayması ve siyaset yolundan sapması da bundandır. HDP’nin siyaset adına yaptığı, sadece PKK’nın kendisine yazdığı senaryoyu oynamaktan ibaret bir tiyatrodan başka bir şey değildir. Buna sen de defalarca şahit oldun, ey halkım! Basit bir örnek: 81 milletvekili ile meclise girmeye hak kazandığı ve tarihinin en büyük başarısını sağladığı 7 Haziran seçimlerinin gecesinde Demirtaş’ın yaptığı konuşmadan bir gün sonra Kandil’den yapılan bir açıklama ile nasıl zılgıt yediğini ve haftalarca ortalıkta görünmediğini herhalde sen de unutmadın. HDP’nin içerisinde şiddeti tasvip etmeyen, siyasete inanan sağduyulu ve samimi insanların olduğunu da biliyorum, ancak, bunların yeterli iradeleri olmadığı gibi sadece vitrine konulan figürler olduğu da bir gerçek. O yüzden sesleri çıkmıyor bunların, çıktığında ise hemen bastırılıyor.

Bunu sen de biliyorsun, ey halkım!

 Dolayısıyla HDP’nin patronu PKK’dır ve PKK ise, kendi karakter ve ideolojik problemlerinin dışında, 7 kocalı Hürmüz gibi, birçok patronu olan bir örgüttür. Hal böyle olunca, HDP’nin senin iraden doğrultusunda hareket etmesini beklemen eşyanın tabiatına aykırıdır, ey halkım!

 Artık kendi iradeni ortaya koymanın zamanının geldiğini bil, ey halkım!

HDP’ye “Benim irademe ipotek koyamazsın, ya adam gibi siyasi bir parti olursun, benim siyasi ve kültürel çizgime gelirsin, ya da yakamızdan düşersin” demenin tam zamanı değil mi?

 Yanılıyor muyum?

 

Bir Cevap Yazın