885 Okundu

”Arap Baharı”: Kozmos Öncesi Kaos

Arap Baharı ile başlayan kadim İslam coğrafyasındaki deprem, bugün için trajik ve yıkıcı sonuçlar doğurmuş olsa da, sürecin devam ettiğini ve suni tedbirler ile kırılması önlenmiş fay hatlarının harekete geçeceğini ve sonuçta bölgede yeni dengelerin kurulacağını öngörüyorum ki Arap Baharı depremiyle başlayan tsunaminin asıl sonuçlarına o zaman tanık olacağız.

Zira tabiatın kendi yasalarına uygun olmayan suni müdahalelere uzun süre tahammül edemediğini ve er geç kendi yasalarını işlettiğini biliyoruz. Toplumların tarih, kültür, inanç ve coğrafya ile uzun ilişkileri sonucu şekillenen doğal yapısına aykırı suni müdahaleler de uzun ömürlü olamaz, er ya da geç tarih ve siyasal coğrafyanın karakteri hükmünü icra eder. İşte bugün İslam coğrafyasında yaşanan depremler bu sürecin başladığının işaretidir. Zira yeni doğuşlar çoğunlukla sancılı olur ve genelikle büyük oluşlar bir kaostan kozmosa geçiş süreci yaşar.

Binaenaleyh bugün Körfez bölgesinde cereyan eden gelişmeleri de bu minvalden hadiseler olarak görüyorum; yani kırılmamış fay hatlarının kırılması süreci…

Bir adım geriye gidelim…

Merkez üssü Tunus olan Arap Baharı depreminin yarattığı enerji dalga dalga ilerleyerek birçok ülkeyi etkiledikten sonra nihayet Suriye’de büyük bir direnç ile karşılaştı ve ilerlemesi durduruldu. Başka bir deyiş ile adeta Suriye’de hapsedildi. Dolayısıyla, bu depremin yarattığı kuvvete bir de ters yönden gösterilen direncin kuvveti eklenince asıl büyük ve yıkıcı etkisi de Suriye üzerinde görülmüş oldu. Çünkü bu depremin kendi ülkelerine sirayet etmesinden korkan bölge ülkeleri ile bu depremin sonuçlarından rahatsız olmaya başlayan küresel güçler adeta el birliği yaparak onu kendi sınırları dışında yani Suriye topraklarında karşılayarak enerjisini tüketmeye çalıştılar ki başardılar da… Ne var ki, düne göre bu depremin enerjisi bugün tüketilmiş, yani yol açtığı ağır travmalar ve yıkımlar bölge insanının umudunu ve gayretini zayıflatmış olsa da, artçı sarsıntıları hala devam ediyor. Bu artçı sarsıntılar da siyasal ve içtimai zeminleri zayıf ancak ekonomik güçleri ile ayakta duran suni devletleri sarsmaya devam edecektir. Bu da tabii olarak bu ülkelerin siyasal yapılarında bir panik ve endişeye sebebiyet veriyor.

Aslında bu panik ve endişeyi derinleştiren bir başka ve çok daha önemli unsur da, Arap Baharının bölgede hatta Dünya ölçeğinde bütün politik ve siyasal denklemleri bozucu, 2.Dünya Savaşından sonra kurulan bir çok uluslararası konseptleri etkisizleştirici ve bölgenin içtimai, siyasi zeminini adeta dalgaların üzerinde hareket eden bir kayık gibi çalkalanır hale getiren ve düne kadar nispeten belli konseptler içinde belli bağlarla bir dayanışma içerisinde olan bölge ülkelerinin aralarındaki bu bağları koparan etkisidir ki, yalnız başlarına ayakta durabilecek istidatları olmayan ve varlıklarını küresel güçlerin denklemleri içinde bir eleman olmaya borçlu olan bu ülkeler, şimdi fırtınaya kapılmış gemilerini nasıl ve hangi limana sığınacaklarının bilinmezliğiyle telaş ve karamsarlık içerisindeler.

Bu bölgesel kaos ve çalkantı içerisinde bir takım sarsıntı ve etkilere maruz kalsa da, köklü devlet geleneği, yerleşik kurumları, ekonomik ve askeri gücü, büyük nüfusu ve daha önemlisi sağlam millet zemini sayesinde ayakta durabilen hatta bu süreçten büyüyerek çıkacağını düşündüğüm iki ülke var; Türkiye ve İran…

Fizik kuralıdır: Enerji yok olmaz, mahiyet değiştirir. Arap Baharının var ettiği mekanik enerji de, direnç ile karşılaşınca büyük oranda mahiyet değiştirerek, adeta mevcut denklemleri eriten, siyasal ve politik zeminleri mayileştiren ısı enerjisine dönüştü. Bu mayinin gelecekte hangi kalıplara döküleceği ve nasıl şekil alacağını bugünden kestirmek zor olsa da, tarihin aynasından ve bu coğrafyanın karakterinden öğrendiğimiz o ki, büyük fay hatlarına ve güçlü volkanik potansiyele sahip bu coğrafyanın üzerinde inşa edilen suni ve mukavemetsiz yapılar uzun süre bu dinamizme dayanamayıp er geç yıkılmaya mahkum olacaktır ki bunların başında İsrail devleti gelmektedir.

Zira Yahudilik mefkûresi ve karakteri kendi kendisini içten çürüten ve mukavemetsiz hale getiren bir yapıdadır. Binaenaleyh tarihin şahitliği de bunu perçinler ki Yahudiler hiç bir zaman ve hiç bir yerde uzun ömürlü bir iktidar kuramamış ve hüküm sürememişlerdir. Her zaman kendilerini yok eden süreci kendi elleri ile başlatmışlardır. Karakter meselesi…

Hülasa, Arap Baharının çalkalamaya devam ettiği bu lerzan zeminde çürük yapılar bir bir yıkılacak ve;

Bu coğrafyanın asli dinamiklerine dayanmayanlar, meşruiyet ve güçlerini milletlerinden değil, emperyalist güçlerden alanlar,

Halklarına rağmen baskı ve diktatörlük ile ayakta duranlar,

Hala eskinin paradigması ile hareket edenler, kin ve düşmanlıklarını devam ettirenler,

Fırsatçılık yapanlar, rekabetlerini bölge ülkeleri ile yapanlar

Bölünmek isteyenler

Amerika’ya, İsrail’e kalbi muhabbet taşıyanlar,

Hülasa imanı, küfrün menfaatine tercih edenler,

k-a-y-b-e-d-e-c-e-k

Hülasa; idrak ve ruh aynamdan baktığımda gördüğüm, İslam Dünyasının kaostan kozmosa giden, Batı Dünyasının da kozmostan kaosa giden bir sürece evrildikleridir.

Nasıl mı?

Bu da bir sonraki yazımın konusu olsun.

Bir Cevap Yazın